DTY
Bülent BALYEMEZ
balyemez26@hotmail.com
2 Haziran 2009
İhracata Yönelik Sanayileşme Teorisi
İHRACATA YÖNELİK SANAYİLEŞME TEORİSİ İLE SERBEST PİYASA EKONOMİSİNİNİN GELİŞME VE BAŞARI SÜRECİ
Dünya’daki değişim rüzgarının beraberinde getirdiği yeni ekonomik düzen; piyasa ekonomisi, rekabet, finansal serbestleşme ve bilgi yoğun teknolojilerin önem kazanmasını sağlarken, bu kapsamda kamunun görev ve fonksiyonlarının da çerçevesini yeniden çizmektir. Piyasada ekonomisinin egemen olduğu bu sistemde, devletin görevleri sınırlandırılırken, işlevsel yapısıda değiştirmiştir. Bahsi gecen devlet anlayisinda, sanayileşme ve hızlı kalkınma yolunda, ihracata yönelik sanayileşme stratejine işlerlik kazandırma amacı ve teşvik araçları kulanarak müdahalelerin yönünü değiştirme gibi görevler yüklenmiştir.
Devletin rolünün değişmesi, kamu kesiminin ekonomi içindeki payının azaltılması ve ihracat artışının hız kazandırdığı kalkınma ve sanayileşme hareketi ile, ülke ekonomilerindeki iç ve dış dengenin, döviz rezervlerinin temeli oluşturmasıyla kamu açıklarının ve yerli-yabancı sermayenin hareket ve yapısını da etkilemektedir. Belirtilmesi gereken bir diğer nokta da; globalleşme sürecinde ortaya çıkan ekonomik krizlerden sadece; ölçeği ve etkileri açısından diğerlerinden farklılık gösteren, daha büyük ölçekli, daha bulaşıcı ve daha yaygın etkilere sahip olan ve global krizler için önlem oluşturmaktadır. Global ekonomik düzenin temel taşı olan piyasa ekonomisi, devletin reel ekonomiye en az müdahalesi şartlarını koşmaktadır. Devlet artık piyasada ithalatı kısıcı yasaklar koymak ile ihracatı teşvik eden uygulamalar yerine, piyasa ekonomisine gelişmesine yönelik çalışmalara dönecektir.. Anlasılacağı üzere piyasa modelinin yasal ve geleneksel varlığını koruyup, geliştirmeye yönelik çalışmalar ile ekonomiye yön verecektir.
Diğer taraftan, devletin bir diğer sorumluluğu ise sanayileşmeyi hızlandırmak amacı ile alt yapı yatırımlarına yönelmek ve bunun yanı sıra ülkeyi, gelecek yüzyılın bilgi toplumuna hazırlayan eğitim yapısını güçlendirmek, ekonomideki enflasyon – işsizlik ve gelir adaletsizliğini düzenlemek olmaktadır. Piyasa ekonomisinin sorunsuz işleyebilmesinde; rekabete dayalı bir piyasanın oluşturulması, piyasaya giriş – çıkışın serbest ve üretim araçlarının özel mülkiyete ait olması, fiyat mekanizmasının tam işler duruma getirilmesi ve alınan kararlarda tam serbestlik sağlanması gibi konular temel ilkeleri oluşturmaktadır.
Bu yönde atılması gereken adımlar ise
- Devlet harcamalarının düzene sokularak kamu kesiminin ekonomideki payının özelleştirme gibi yöntemlerle azaltılması ve özel sektörün özendirilmesi,
- Ulusal kaynakların dağılımının düzenlenmesi,
- Yerli sermayenin ülke dışına çıkışının önlenmesi ve yabancı sermayenin özendirilmesi,
- İhracatın özendirilmesi
- Ödemeler dengesi açıklarının kapatılması, dış borç yükünün azaltılması,
- Finansal serbestleşmenin sağlanması,
şeklinde sıralanabilir.
Global ekonomik düzenin dinamikleri içinde ilk sırayı alan serbest piyasa ekonomisi koşullarına uyum sürecinde, Gelişmekte Olan Ülkeler yüksek bir büyüme becerisi gösterirken; piyasa ekonomisine geçiş aşamasındaki ülkeler de yeniden büyüme trendini yakalayarak enflasyon oranlarını düşürmüşlerdir. 1980’lerde başlayan ve 1990’lı yılların ilk yarısında çok hızlı bir büyüme gösteren ve Asya Kaplanları olarak isimlendirilen Güney Doğu Asya Ülkeleri, ihracata yönelik sanayileşmenin ve serbest piyasa ekonomisinin en iyi örneklerini vermilerdir. 1970’lerden bu yana bunalıma düşmüş sanayileşmiş ülkelerden kaçan sermayeye kapılarını açan, emek faktörünün de çok ucuz olduğu bu ülkeler hızlı bir büyüme ve kalkınma atağına kalkmışlardır.
Asya Kaplanlarının kalkınmasında koruyucu önlemler önemli bir düzeydeyken kalkınmanın temelini dış borç ve yabancı sermaye oluşturması korumacılığı sınırlamıştır. 1990’lı yılların ilk yarısında hızlı reel büyüme hızları, düşük enflasyon oranları ile kamu açıkları, söz konusu ülkelerdeki kapasite kullanım oranlarını da arttırmak yeni yatırımları teşvik etmiştir. Yapılan fazla yatırım beraberinde daha fazla dış tasarrufu da getirerek Güney Doğu Asya Ülkelerindeki cari işlemler açığını arttırmıştır. Bu açığın kısa vadeli dış borçlarla finanse edilmesi ayrıca Asya Kaplanlarının paralarının ABD dolarına bağlı olması, yerli firmaların uygun faizlerin yabancı kaynak arayışına girmeleri dış borçları hızla yükselterek Güney Doğu Asya Ülkelerin tehlikeli ve sağlıksız bir büyümenin içine sokmuştur. 1997 yılına kadar yüksek büyüme hızı gösteren Asya Kaplanları, 1997 yılında Tayland’da yapılan devalüasyon ve arkasından başlayan mali krizle birlikte ekonomik yapılarının benzerliği ve ticaret ilişkileri nedeniyle 1998 yılında büyüme hızlarını eksi değerlere kadar düşürmüşlerdir. 1997 yılı Temmuz ayında Tayland’da alınan devalüasyon kararıyla başlayan ve “Asya Krizi” olarak adlandırılan krizin nedeni ihracata yönelik aşırı yatırımlardır.
Güney Doğu Asya Ülkelerinin dünya ile uyum sağlayabilmek için ihracata yönelik olarak yaptıkları yatırımlar ve uyguladıkları politikalar yerli para birimlerinin Dolar’a endeksli olması nedeniyle başarı sağlayamamıştır. Dolar değer kazandıkça ihracatın bundan olumsuz yönde etkilenmesi ihracatta tıkanıklıklara bu da yatırımlardan beklenen verimliliğin düşmesine neden olmuştur. Düşük verimlilik, firmaların da performansını etkileyerek borsaya yansımıştır. Sorunun kalıcı olacağının anlaşılması yabancı sermayenin hızla bu ülkelerden kaçmasına neden olmuştur. Yabancı sermayenin kaçışı bu ülkeleri Menkul Kıymetler Borsalarında işlem gören kâğıtların fiyatlarında yüksek oranda düşüşler yaratmış ve mali piyasalar çökmüştür.
Krizin mali piyasaları çökertmesinin ardından yabancı sermayenin gitmesi sonucu sanayi işletmelerinin yatırım ve sermaye ihracatlarını karşılamak için yabancı para ile borçlanma imkânları ortadan kalkmış ve tek seçenek banka kredileri kalmıştır. Ancak bankaların sanayi işletmelerine kredi açmayı kabul etmemeleri ihracata yönelik sanayileşme modelinin şampiyonları arasında yer alan Asya Kaplanları işletmeleri ( Tayland, Endonezya, Güney Kore Filipinler vb. ) sermaye bulamadıkları için ihracat piyasalarından gelen talepleri bile karşılayamaz hale gelmişlerdir. Böylece yabancı sermayenin yurtdışına kaçmasıyla başlayan mali kriz, reel sek törede sıçrayarak ekonomik krize dönüşmüştür. Dünya’da yaşanan globalleşme olgusu; sermayenin sınır tanımayan hareketliliği, iletişimin ve teknolojik yeniliklerin inanılmaz düzeylere ulaşması, bilginin tek üretim kaynağı haline gelmesi, finans sektöründeki serbestleşme ve yoğun bilgi akışı ile ülkelerin ekonomileri, ideolojileri, iktisat politikaları ve kültürleri arasındaki temas ve etkileşimi arttırmıştır. Bunun en iyi örneğini Asya Krizi vermektedir.
Şöyle ki; Serbest piyasa ekonomisine geçerek ihracata yönelik sanayileşme politikasını devlet müdahaleleri ile yoğun olarak uygulanan Güney Doğu Asya Ülkelerinden Tayland’a başlayan mali kriz Tayland’ın ekonomik yapılarının benzerliği, uyguladıkları politikalar, ticaretteki yakınlıkları ve dış kaynağa bağımlılıklarıyla Endonezya, Güney Kore gibi komşu ülkelerini de birbiri ardına krize sokmuştur. Asya ülkelerinde yaşanan bu kriz globalleşmenin de bir sonucu olarak Asya ülkeleriyle sınırlı kalmayarak Hong-Kong’a sıçramıştır. Kısa vadeli yabancı sermayenin hızlıca bu ülkeleri terk edişi birbiri ardına Borsaları de etkilemiş Hong-Kong Borsası’ndaki düşüş Wall Street ve Londra Borsalarına da yansımıştır. Bununla beraber Asya Krizi cari işlemler açıkları konusundaki hassasiyeti arttırdığı için Latin Amerika’da Brezilya Reali düşme eğilimi göstermiş, bu düşüşü önlemek için faizler yükseltiliştir. Faizlerin yükseltilmesi Arjantin ve Meksika’yı da etkilemiş, hatta Yunanistan, Rusya ve Ukrayna da paralarının değer kaybetmesini önlemek için faiz oranlarını arttırmışlardır. Yaşanan bu krizin ekonomik durgunluğa girmiş olan Tayvan’a yansıması halinde yaşanacak kriz Çin’i ve Amerika’yı da etkileyecek kadar büyüyecekti.
Asya Krizinin bu şekilde gelişmesi ise dünyayı ciddi bir ekonomik durgunluk tehlikesiyle karşı karşıya getirmiştir. Tümden Sonuca varış ise, globalleşme ve bu olgunun en önemli unsuru olan serbest piyasa ekonomisinin temel unsuru olan ekonomideki serbestleşme , dünyanın herhangi bir noktasında başlayan hızlı ve dengesiz büyümeden kaynaklanan ekonomik krizin, tüm dünyaya yayma süreci ile bütün ülkelerinde doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebileceğini göstermektedir.
Böylelikle dünya ekonomisinin bir birine bağlılığını ortaya koymaktadır. Sermaya ve para hareketlerinin etkileşimi ile istenilen ekonomik sistemde köklü değişiklikler ortaya çıkabilmektedir. Reel olarak ekonomilerin canlı ve dengede tutlabilmesi için, ekomik programlarının aşırı sert dercede uygulanmaması gerekmektedir.
Bu yazı 488 defa okundu.
yorum ekle