Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Gözde B.ÖZBALABAN

LİKYA İnsan Kaynakları

Gözde B.ÖZBALABAN

gberber@likya.com.tr

16 Eylül 2009
font boyutu küçülsün büyüsün


İnsan Kaynakları Yönetimi ne değildir?


İnsan’a değer veren organizasyonlara ithafen… 

Uyandığında güzel bir bahar sabahıydı. Takımını giydi, kahvaltısını edip, hala uyuyan kızının burnuna bir öpücük kondurduktan sonra arabasına bindi. Yoğun trafikte ilerlerken bir değişiklik yapmaya, 9 yıldır İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak görev yaptığı işyerine bir müşteri gözüyle bakmaya karar verdi. Şirketten içeri adımını attığında aklına daha önce hiç gelmeyen bir şeyler takıldı…Üçüncü bir göz gibi bir süre etrafına baktı huzursuzca. Ilık bahar sabahının yüzüne yerleştirdiği gülümseme bir anda silindi, şaşırdı… İçeride daha önce hiç fark etmediği kasvetli bir hava vardı. Hiçbir çalışanın yüzünde gülümseme yoktu. Kapıdaki güvenlik görevlisi içeriye giren müşterileri kapıda güler yüzle karşılamak yerine danışma görevlisiyle çay içiyordu. Sekreteri telefonda yemek tarifi veriyor, temizlik görevlisi kulakları tırmalayan bir sesle yerleri süpürüyor, beraber çalıştığı takım arkadaşları hararetle dün geceki dizinin sonunu tartışıyordu. Günlerdir ulaşmaya çalıştığı üst düzey bir misafiri kendisinden önce gelmiş ve kimse ilgilenmediği için şaşkın şaşkın etrafına bakınıyordu. İçerisi havasızdı. Odasına yöneldi, misafiriyle ilgilendikten sonra sekreterinden geçen ay uyguladıkları ama çalışmaktan fırsat bulup inceleyemediği “Çalışan Memnuniyet Anketi” ni istedi. Gördükleri onu doğruluyordu. Takımım diyerek gurur duyduğu, her şeyi dört dörtlük yürüttüklerine inandığı şirket çalışanları ücretlerinden, çalışma koşullarından rahatsızdı. Motivasyon onun fark edemediği bir zaman diliminde düşmüştü…Penceresine doğru yöneldi…Düşünmeye başladı.Ve aldığı eğitimin teorik yönünü uygulamaya çalışırken, çok önemli bir şeyi unuttuğunu anladı.  Bir şirket için en önemli faktörü unutmuştu Bahar Hanım… İnsanı…

        Yukarıdaki hikâyede bahsedilen sorunlar artık pek çok şirketi tehdit ediyor. Yöneticiler ve insan kaynakları uzmanları, sorunlara çare olabilecek reçeteler peşinde. Bu yüzden sayısız danışmanlık firması üredi. “Verimlilik” kavramı ile ilgili olan her bilinçli yönetici veya İK profesyoneli şirketlerindeki insan kaynağını geliştirip, kurumlarına katma değer yaratmak için çalışıyor. Peki neden?

          Bu sorunun cevabını vermeden önce,  20. yüzyılın en başarılı yönetim sistemlerinden sayılan ve yaratıcısının adıyla bilinen Taylorizmden bahsetmek istiyorum.

        Frederick Winslow Taylor, (1856-1915) Amerikalı makine mühendisi ve endüstriyel idâre uzmanıydı. Harvard'da hukuk okumak istemişken, sağlık sorunları yüzünden bu hayalini gerçekleştirememek, onu akşam eğitiminde yürütülen mühendislik dersleri ile tanıştırdı. 1878'de işçi olarak girdiği Midvale Şirketi'nde kısa sürede yükselerek idari birimlerde görev aldı. Çalışma yaşamının başlangıcından itibaren, fabrika yönetimlerini inceledi ve fabrikaların idari mekanizmalarını amatör bulduğunu, içinde yer aldığı her ortamda dile getirdi. Düşünceleri, kimi zaman işini kaybetmesine sebep olduysa da, Taylor mesleğinde ilerlemeye devam etti. 1901 yılında yazdığı SHOP MANAGEMENT kitabıyla ünlendi. Taylor, üretim sürecindeki bütün işlemlerin herhangi bir beceri gerektirmeyecek şekilde basit ve küçük parçalara bölünmesi ve standardize edilmesi durumunda, kısa süreli eğitimden geçirilmiş yarı vasıflı bireyin, yüksek düzeyde beceri gerektiren işi bile mükemmel bir şekilde yapabileceğini savunuyordu.

        Sistem başlangıçta, hayal bile edilemeyecek verimlilik artışlarına sebep oldu. Ancak sistemde göz ardı edilen çok önemli bir nokta, verimliliği kısa sürede düşürdü. Taylorizm İNSANİ YÖNDEN kabul edilemez bir düzendi. Taylorizm, katı bir hiyerarşik düzeni; işçilerin özünde tembel olduklarını, emeğin yani insanın, üretimin en değersiz faktörü olduğunu savunuyordu.  İnsanın, makine olarak görüldüğü sistemde ücret tek motivasyon kaynağı olarak kabul ediliyordu. Her ne kadar Taylorizmin ortaya atıldığı dönemlerdeki şartlar, günümüz şartlarından farklı da olsa, İNSANIN DIŞLANMASIYLA OLUŞTURULMUŞ BİR DÜZEN bana kabul edilemez geliyor. Günümüzde de İnsan Kaynakları Politikalarının var oluş sebebi bu aslında… İnsanı bırakın dışlamayı, onun üzerine kurulmuş sistemler yaratmaya çaba sarf ediyoruz. Şimdi biraz önceki sorumuza dönelim. NEDEN?

        Aslında sorunun cevabı basit! Çünkü, her işin ucu insana dayanıyor… Her ne kadar, teknolojinin istila ettiği bir dünya düzeninde yaşasak, bankaya gitmeden bir saniye içinde milyarlarca para transferi yapabilsek, yemeğimizi “bir tık”(!)la sipariş edebilsek bile, aldığımız tüm bu hizmetlerin arka planında insan var.

        Bir şirket,  hangi sektörde faaliyet gösterirse göstersin, kaç kişi ile çalışırsa çalışsın, ne kadar cirosu olursa olsun, eğer değişen dünyaya ayak uydurmak istiyorsa, rekabetin getirdiği acımasız şartlarla baş edebilmek istiyorsa, İNSAN’a değer vermek Z-O-R-U-N-D-A!

        İnsana değer vermek demek: şirkette bir PERSONEL BÖLÜMÜ oluşturup, izinleri, bordroları, işten ayrılma- işe alma görüşmelerini, Çalışma Bakanlığı ilişkilerini takip etmek değil sadece.

         İnsana değer vermek demek, çalışanların;

  • Motivasyonunu
  • Kariyer Gelişimlerini
  • Performanslarını
  • Kişisel Ve Mesleki Gelişimlerini takip etmek demektir.

    Her insanın, tıpkı parmak izi gibi, tek, biricik, benzersiz olduğunu düşünürsek, İnsan Kaynakları Yönetimi hiç de kolay bir süreç değil.

     Ben bu süreci upuzun bir yolculuğa benzetiyorum. İşe alımla başlayan bu yolculukta, bizler kurumlarda rehber görevi görüyoruz aslında. İşimiz, kurumumuzu ileri taşıyabilmek için sırtlarında farklı farklı görevler taşıyan ekip üyelerine yolculuk sürecinde karşılaşabilecekleri her türlü zorlukta destek olmak, yandaş olmak, yönetim ile aralarında köprü olmak, ihtiyaç duyduklarında sırtlarını sıvazlamak, haritalarını hazırlamak, onlara bu yolculuğu keyifli hale getirmek…

 “Kullanılmayan maddi kaynaklar mutlaka kaybolmuş sayılmazlar, fakat kullanılmayan insani kaynaklar daima kaybolmuş demektir.”

                                                                                            Jerome Wiesner

Daha nice paylaşımlara…

Sevgi ve saygılarımla

Gözde Berber Özbalaban

gberber@likya.com.tr

Likya Lider İnsan Kaynakları Yönetim Akademisi

Kurumsal İlerleme, İK ve Eğitim Tasarım Koordinatörü

www.likya.com.tr www.gozdeberber.com








Bu yazı 291 defa okundu.




yorumlayorum ekle




Yorumlar (2)
  • Nedim ÖZBALABAN / 28 Temmuz 2010 22:53

    GÜZEL

    KEYİFLE OKUDUK ELİNİZE SAĞLİK
  • fuat sinan / 1 Şubat 2010 16:57

    YABANCILAŞMAMAK

    başkalarının göremediklerini karakterindeki liderlik duygusuyla başarılı olarak görüp uygulamak sanırım asıl önemli olan.Sen bunu hakediyosun fazlasıyla...







Anket

Ürünlerinizin yurtdışına pazarlanması işini yürütebilecek ve ihracat işlemlerini yapabilen elemanınız var mı?

  • Danışman firma ile çalışıyoruz
  • Departmanımız var
  • Dış ticaret bilen bir elemanımız mevcut
  • Sadece dil bilen bir/birkaç personel
  • Arayış içerisindeyiz
  • Dış Ticaret eğitimi aldım ve boştayım



   [ sonuçlar için tıklayın ]